KUİRFEST ÜÇÜNCÜ GÜN – 2 EKİM 2021, CUMARTESİ

Mantar sinemada

 

Merhaba lubunya! Festivalin üçüncü gününe de biraz koştura koştura, en önemli şeyleri evde unutarak başlıyoruz. Neyse ki geç kalmıyoruz ve cumartesi olmasının da etkisiyle oturacak yer kalmayan salonda kalan son boş koltuklara kendimizi atıyoruz.

 

Yerlerimize yerleşirken içeri girmeye devam eden lubunyalar merdivenlere sığmazken günün ilk gösterimi olan Türkiye’den Kısalar seçkisini izlemeye başlıyoruz.

 

 

İlk filmimiz hikâyesini Arya Sezer’in yazdığı Cedoy’un Komşu (The Neighbour, 2021) filminde karakterlerimiz gullüm bir dayanışma hikâyesi çizerek trans kiracı istemeyen ev sahiplerini zorlu bir yoldan da olsa kendi yanlarına çekmeye başarıyor.

 

 

F. Nur Özkaya’nın Sudan Çıkmış  Balık (Fish Out of Water, 2021) bize toplumun dışına itilmiş bir lubunyanın gözünden uyumsuz kavramını sorgulatıyor. Çizimleriyle göz dolduran film öteki kimliğini araştırıyor.

 

Youtube vlogu izliyormuş hissiyatı yaratan Eve Dönüş (Come Home, 2020) karantina sürecinde lubunya hayatını merceğe alırken, bize çok yakın bir hikâye anlatıyor. Esra Özban’ın yönetmenliğini yaptığı filmin en büyük artısı belgesel ile kurmaca karışık yapısı.

 

 

Florence K. Delight’ın Dudakların Cengi’ndeki sahne arkası (ve önü) deneyimlerini izlediğimiz Gullüm’de (Gullüm, 2021) Mira Çelik ve Yiğit Gürlek, bizi pandemi öncesi İstanbul gece hayatının en sevdiğimiz etkinliğine götüren bir yolculuğa çıkarıyor.

 

 

Fehmi Öztürk’ün Free Fun (Free Fun, 2019) filminde ise oyuna kendini fazlaca kaptıran kahramanlarımız var, ve Kika’nın oyununu başkaları da oynamak isteyince işler karışıyor.

 

 

Irmak Karasu’nun MAMAVILLE (MAMAVILLE, 2020) bir sahil kasabasının huzurunu büyükanne ile yalnız kalma deneyiminin huzursuzluğu ile birleştiren, dışarıdaki dünyaya ayak uydurmaya çalışırken bir yandan da iç sesini bulmaya çalışan bir gencin öyküsü.

 

 

Kısa film seçkisinden sonra bizi Eleştirel Erkeklik Oturumu bekliyor. Göko ve Merih’in sunumu ardından dinleyicilerin de katılması ile trans erkekliğin patriyarkayla çatışması odağında bir tartışma yapıyoruz. Özellikle de memnun etmeniz gereken bir hareket varken bu konuyu konuşmaya bile korktuğumuz vurgulanıyor. Feminist hareket senden maskülen olmanı istemiyor. Bunu istemek neredeyse ayıp gibi bir şey. Trans kadınlar nasıl erkekliği bıraktığı için toplum tarafından baskıya maruz bırakılıyorsa  trans erkekler de harekette aynı muameleyi görüyor. Merih kadın düşmanlığının hayatında bugüne kadar yaşadığı tüm şiddet ve bastırılmanın kaynağı olduğunu vurgularken trans erkeklere dönük fobiyi de bu çerçevede değerlendiriyor.

 

“Özür dileyememek eril bir şey bence.”

Her ne kadar tartışmamızın ilerleyen dakikalarında davranışları maskülen ve feminen olarak ayırmamızın zorluğunu konuşsak da hatasını kabul etmeme, özeleştiri kabul etmeme gibi kalıp davranışların erkekliğe kodlandığını, bu tarz bir erkeklik yerine belki de kendi erkekliğimizi kurmamız gerektiğine karar veriyoruz.

 

Ayrıca erkeklik/kadınlık, maskülen/feminen, eril/dişil diye ilerleyen tartışmalar bizi ikiliğe hapsediyor, bizim nabinary bir bakış ve güç dinamiklerini sorgulamayan bir kuir müdahaleye ihtiyacımız var.

 


 

Minço Ağrısı gösteriminden sonra Aks festivali kurucularından Saadat Munir ile söyleşiye katılıyoruz. Bibak festivalinden Selim Özadar’ın moderasyonu ile ilerleyen tartışmada yalnızca Batı dünyası için sanat yapmamalıyız diyen Munir, Aks festivalini yaparken Kuirfest’ten çok örnek aldıklarını belirtiyor.

 

Yapımında katkısı bulunan Minço Ağrısı üzerine konuşmaya başlıyoruz. Danimarka kuir hayatlarını ne kadar yansıttığı sorusu üzerine dizide aynı evi paylaşan kolektifin gerçek hayatta da bir süre daha beraber yaşadıklarını öğreniyoruz. Bu gerçekten de o insanların yaptığı bir film. Münir ekliyor, biz kuirler kendi hikayelerimizi çekmeliyiz, kendi hikayemizi kendi istedigimiz gibi çekmeliyiz.

 

Bir seyirci sorusu üzerine bir filmin kuir film festivaline kabul edilmesi için yalnızca içeriğin LGBTİ+ olması yeterli midir konusu tartışılmaya başlıyor. (Bu soruyu Patrida’da da tartıştık)
Münir, Aks festivalde azınlıkları ilgilendiren göçmenlik, ırkçılık gibi konuların da özellikle festival kapsamında olduğunu belirtti.

Tamamen fonsuz ve DIY (kendin yap) bir şekilde başlayan Aks festivalinin tarihini de anlatan Munir’in filmini mubi’de izleyebilirsiniz.

 

 

Zeliş Deniz Kuir Sinema ödüllü Ayça Damgacı ve Tümay Göktepe ortak yapımı Patrida (Patrida, 2021) bir yol hikâyesi. Köklerini arayan bir adamın hikayesi gibi başlayan yolda adamın çocuğuyla ilişkisi, çocuğun kendi kökleriyle hesaplaşması devam ediyor.

 

 

Patrida beni festival boyunca en çok etkileyen film oluyor. Sitemizde de konuşmaya devam etmek istediğimiz bir konu bu aslında. Kuir bir yörüngede gezinen anlatı göçmenlik, aile sırları, kimlik, aidiyet, bağlanma, yerinden edinme gibi temalar etrafında dönüyor.

 

Fazla kişisel bir not ama bunun çoğu seyirci için de geçerli olduğunu biliyorum. Kuir festivallerin sadece LGBTİ+ odaklı olamayacağını bir önceki oturumda da konuşmuştuk. Açılma mevzusu konu sizi yetiştiren aileye geldiğinde yalnızca cinsel yöneliminiz/cinsiyet kimliğinizle sınırlı kalmıyor, yetişkin hayatında öğrendikleriniz sayesinde kazandığınız değerler, dünyaya bakışınız, sizi içinden çıktığınız yuvaya bir yabancı yapıyor. Başkası olsa katlanamayacağınız söylemler en sevdiklerinizden geldiğinde ne yapacağınızı bilemez bir halde buluyorsunuz kendinizi.

 

 

Mantar

Leave a Comment

Your email address will not be published.

Scroll to Top