KUİRFEST İKİNCİ GÜN – 1 EKİM 2021, CUMA

Mantar sinemada

 

Festivalin ikinci günü heyecanla devam ediyor. Bugün yine tüm gösterimler Fransız Kültür’de, oradan oraya koşturmayacağız derken gösterim aralarının kısalması Mantar’ı biraz zorluyor, aralarda aç susuz (abart lubunya :p) kalsa da son gösterime, son gösterimin ardından son soru&cevap’ın son cevabına kadar direnmeyi başarıyor.

 

Dün heyecandan bahsetmeyi unutmuşum. Festivalin en güzel anlarından biri de uzun süredir göremediğiniz kişilerle karşılaşmaktır. Hatta en son ne zaman görüşmüştük, en son bir önceki kuirfest’te görüşmüştük dediğimiz anlar yaşadık bazı lubunyalarla. Ah be!

 

Karanlıkta içeri giriyorsun, koltuklarda kim var gözün seçmiyor. Sonra pek ses çıkarmamaya çalışarak bir yer seçip oturuyorsun. Arkandan arkadaşın omzuna dokunuyor. Yüzünde bir gülümseme. Dostların yanındasın.

 

 

Bugün ilk gösterimimiz bu sefer biraz daha erken bir saatte, 13’te başlıyor. Diren Ayol! Seçkisi’nin ilk filmi Naïla Guiguet’in yönetmeni olduğu Dustin (Dustin, 2020), lubunyaların aşina olduğu bir partilemeyi, tanımadığınız insanların evinde uyandığınız pre-pandemi dönemi gecelerini hatırlatıyor. Ancak random tanıştığınız insanların yanında olunca da lubun cemaatinizden çıkmış oluyor, kendinizi güvenli alanınızın dışında bulabiliyorsunuz.

 

 

Parviz Majidov’un ait olmadığım beden (I do not belong in this body, 2019) filminde transerkek Devran’ın Azerbaycan sağlık sistemi ile imtihanını izliyoruz, ancak durum dünyanın geri kalanında da pek parlak değil. Filmin de odaklandığı trans erkeklerin jinekologlarla imtihanı konusu üzerinde durmamız gerekiyor bence.

 

 

Voltrans Trans Erkek İnisiyatifi kurucularından ve Türkiye LGBTİ+ hareketinin önemli isimlerinden Aligül Arıkan’ın https://hikayeci.livejournal.com/ blogunu bilmeyenlere tanıtmak ve blogun açılışında bizi karşılayan yazı Ben ettim sen etme‘den bir alıntı yapmak istiyorum:

 

 

Geçenlerde bir trans erkek arkadaş bana telefon açtı ve vajinasında iltihap olduğunu ve ne yapması gerektiğini sordu. Ona jinekologa gitmesini söyledim ama o da benim gibi jinekologa gitmeye çekiniyordu. Tam da yardım edemediğimi hissettim. Başka bir şeyler daha diyebilirdim hissiyle kalakaldım.

 

Bırak jinekologun muayenehanesine ya da hastanedeki odasına gitmeyi, ilk olarak bu branşın isminde sorun yaşıyoruz. Orijinali Gynecology. Kökündeki Gyn Yunancada kadın demek. Türkçe yazılışında Jin Kürtçede kadın demek, jinekolog da kadın cinsel sağlığıyla ilgileniyor. Anatomik beden dediğimiz şey geniş olasılıklar barındırıyor ve bunlardan bazı durumlar interseks bedenleri oluşturuyor. Kendimizi kadın olarak tanımlamadığımız halde bazılarımız kadınlarla aynı organlara sahip. Kimimiz cinsel organıyla görece daha rahatken, kimimiz onun orada olduğunu bile hatırlamak istemiyor. Jinekologun tavrı nasıl olacak? Önyargılı olacağından korkuyor olabiliriz. Bizi aşağılayacağından, hak ettiğimiz muameleyi görmeyeceğimizden korkabiliriz. Yahut çocukluktan itibaren getirdiğimiz başka bazı korkularımız da olabilir. Bunların hepsi çok anlaşılır korkular ve durumlar.

 

 

Ben ettim, sen etme Aligül’ün son yazısı. Siteye girmişken okuyabileceğiniz büyük bir arşiv de sizi bekliyor. Voltrans demişken festivale İstanbul’da ya da Ankara’da katılamayan lubunyaları mubi‘de içinde Voltrans’ın da olduğu harika bir seçki bekliyor.

 

 

Márcio Picoli’nin Bir Beden Neler Yapabilir ki? (Victor’s Body, 2020) filmi engelli ve LGBTİ+ kesişiminde yer alan bir film. Ağlamadan doğan bir bebek, toplum baskısına karşı kendi vücudunu tuval yapıyor, eline sanatı alıp kendini sağaltmaya çalışıyor.

 

 

Tsuyoshi Shoji’nin Tek Yüzgeçli Balık (The Fish with One Sleeve, 2021) filminde bir trans kadın lise platonik aşkıyla buluşacak, ama iki şeyin evrensel olduğunu biliyoruz: aptallık ve transfobi. Kendimi liseden görmek istemediğim arkadaşlarımla olmaktansa dünyanın hiç bilmediğim bir yerinde kuir bir cemaatin içine atın beni demek istedim. Ancak lise arkadaşlarımın hepsine de haksızlık etmek istemem, özellikle de içlerinden biri bugünkü kuirfest seyircilerinden biriyken.

 

*Diren Ayol! seçkisinin bir gösterimi daha olacak. 3 Ekim Pazar günü 15.00’te Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nde izlenebilir.

 

 

Gelelim ikinci kısa film seçkisine: 

Yıllar Affetmez! Seçkisi, Luca Gaetano’nun Şili, Arjantin ve Uruguay’daki farklı askeri diktatörlükler altında transların yaşadıklarını anlatan Pembe Üçgenler (The Many Pink Triangles, 2020) filmiyle açılış yapıyor.

 

 

80lerde lubunya olmak’ı okuyanlar bilecektir, biz de filmdekine çok benzer deneyimlerden geçiyoruz. Darbe koşullarını fırsat bilen faşist hükümetler tahakkümlerini kırılgan kimlikler üzerinde göstererek iktidarlarını kurmaya çalışırlar.

 

 

Dounia Sichov’un Vikken (Vikken, 2021) filmi ise transların patolojiklestirilmesine karşı tepkisini tarih boyunca trans deneyimlerin izini sürerek ortaya koyuyor.

 

 

Raed Rafei Harabeler, (Al Atlal (The Ruins), 2021) yasaklanmış oryantal hamam kültürü ile günümüz hiperseksüel gey erkek dünyasının hamam sefası arasında bir yolculuk yapıyor.

 

 

Saat 16.30’da bugün en çok merak ettiğim film olan Cinsiyet Jenerasyonları, (Genderation, 2021) var. Yönetmen Monika Treut’un 1999 yapımı Cinsiyet Kimlikleri, (Gendernauts) filminin devamı diyebileceğimiz bu film, 90ların cinsiyet bükücü öncülerinin hayatlarının bu noktasında ne yaptıklarının izini sürüyor.

 

 

What if we change human? sorusunun peşinden koşan 90ların kuir aktivistlerinin artık iklim aktivisti olduklarını görüyoruz. Film gösteriminin ardından yönetmen ile çok keyifli bir söyleşi gerçekleşiyor. Yıllar içerisinde zorlukların değişmesinden; Trump, mutenalaştırma gibi meselelerden ve sinemada kuir temsiliyetinden bahsediliyor.

 

 

“Real life just enter the film”

 

Yönetmen film çekimi sırasında yaşadıkları bir olaydan bahsederken kuir filmcilik yöntemleri yine masaya yatırılmış oluyor. San Fransisco’da zengin ve fakir arasındaki uçurumun artması sonucu ortaya çıkan çeteler bulunuyor, bu filmin çekimleri sırasında da  yönetmenin kafasına silah dayayıp çok pahalı kameraları çalınıyor. Bu, dün de yazımı kaparken bahsetmeden edemediğim kuir filmcilik/büyük stüdyo yapımları açısında tartışmanın gerektiğini düşünüyorum. Yönetmen de kuir sinemanın çok ucuza mal edilebileceğinden bahsediyor ve filmin bir bölümünde (e kamera da gidince) çekimler için çok eski bir cep telefonunu kullandığını söylüyor.

 

 

Bu sırada son filme girerken sevgilim geliyor. Masumiyet Müzesi‘ndeki Kemal karakterinin sevgililerin rahat rahat öpüşebileceği müzeler hayal etmesi gibi ben de sevgilimle öpüşebileceğim sinemalar hayal ediyorum. Belki de ilk defa kuirfest sayesinde öpüşürken sinemada gerilmiyorum. Sapphic kişilere açık olmayan ıslak sinemalardan bahsetmiyorum bile. Onların kapısı ne yazık ki bizlere hiç açık olmadı, tıpkı parklar gibi.

 

 

Günün son filmi Lyle Kash’in yönetmenliğini yaptığı Ölüm ve Bowling, (Death and Bowling, 2021) gösterimi Denise Türkan’ın bize video mesajı ile başlıyor. Biliyorsunuz Holivud’un güncel krizi trans rollerini transların oynamaması, biz henüz pinkwashing’e geçemediğimiz için trans rollerimiz bile yok, eğer bir gün trans hikayelerini ana akım Türkiye filmleri/dizilerinde görme şansımız olursa trans oyuncuları işe alacaklar mı göreceğiz bakalım.

 

 

T4T (trans için trans) prodüksüyonundaki film bildiğimiz trans anlatısıyla dalga geçiyor. Çünkü bu, “Mutlu son arayışında bir film.” Çünkü bildiğiniz gibi, içinde transların olduğu filmler genelde mutlu sonla bitmez. Filmin sonunda baş karakterimiz X bunu söylüyor. Film de buna bir göndermeyle açılıyor. Trans erkek rolündeki kişinin rol aldığı filmin sonunda intihar etmesi gerekiyor ama onu bile beceremediği için :p yerine bir cis dublör gelip onun yerine yapıyor

 

Filmin sonundaki cenaze sahnesi de Jean Genet’nin Hırsızın Günlüğü’nden bir parça okunarak bitiyor.

 

 

Film sonrası söyleşide kuir film nedir konusu üzerinden başlayıp kuir yapımcılık nedir, hedef kitlemiz kim olmalı, filmlerimizin yapımlarında nasıl kuir ve feminist ilkeleri uygulayabiliriz, ana akım LGBTİ+ filmler kuirleri ne kadar memnun edebiliyor gibi konular tartışılırken ortak bir çözüm olamayacağı, her durumun biricik olduğu vurgulanıyor.

 

Mantar

Leave a Comment

Your email address will not be published.

Scroll to Top