ÖYKÜ // gün

Aslında hikâye şöyle:

Herkes sevdiğinin kahramanı olmak ister,

Her şey sevgiyle ilgili.

İnsan sevdiğini arar her zaman yollarda, sokaklarda, evlerde…

 

Dün mayısın ikinci pazarı, yani anneler günüydü. Sosyal medyadan kaçtım, hiç bir şey görmek istemedim. Arada kendimin dünyanın en harika annesi olduğu gerçeği esprisi dışında hiçbir bağı, hiçbir bağı düşünmek istemedim.  Sevdiğim bir rehberimden “kendine ebeveynlik” notlarını paylaşıp herkesi kendisinin anneler gününü kutlamasına itmek istedim, vazgeçtim.
Hiç bir şey yapmamaya çalıştıkça

“-Anneler hisseder…

-Öylemi? O zaman söyle bakalım ilk tecavüze kaç yaşımda maruz kaldım?” diyaloğunu paylaşasım geldi, vazgeçtim.

 

Ceninlerini tuvalete, boş arsaya, çöpe, mezara… Bir yerlere bırakan kadınların anneler gününü kutlamak istedim, çünkü onlar da en az benim kadar harika annelerdi. Vazgeçtim. Kaç zamandır vakit bulamamaktan yapamadığım işlerime verdim kendimi, böylelikle sıradan bir gün muamelesi yapmaya çalıştım.

 

Sonra geçen yıl X’in anneler gününü kutlayışımı andım: “Regl olduğumda karnıma kaynar sulu pet şişeler hazırladığın için, içip ağladığımda oturup yanımda bitmesini beklediğin için teşekkür ederim.”

Kendime “böyle böyle geçecek” dedim, “Önümüzdeki anneler gününde de bugünü anarsın.” , “Derken bir sürü anneler ve babalar ve sevgililer ve feministler günü geçedurur.”

W’ye bana şımarma, soyunma, kabuklanma, kanama alanı açabildiğini düşündüğüm için çok mini minnacık bahsettim bunlardan:  “…makale işleri odamdan X’leri kovar…” diyerek.   Sonra o da beni eğlemeye çalıştı veya sıradan bir sohbet halindeydi. Anlattığı iki farklı konuyu kapatma sözü olarak ”ay ne biliyim” dedi. Benim de onun bilmiyor olmadığını ona anlatasım geldi ve kısa devre yaptık. Aslında hikâye şöyle: herkes sevdiğinin kahramanı olmak ister.
Sonra iyi toparladım kendimi, çok dağılmadım belki. Geçen yıl bugün W, heteronormatif bir hayata girerim diye beni kaybetmekten korkuyordu ve şimdi ona ayar vermiş hissettirdiğimi söylüyor.

Kısa devre dedim çünkü akşama doğru anlaştık. Şalteri kaldırdık ve ışıklar eksiksizce yandı.  Sara Ahmed’in bahsettiği alternatif olmayan o aile olduk. “Aile” kelimesini seçmedik, duyguların kültürel politikasında anlaşılabilir bir yerimiz olsun diye, onların kelimesini taklit ettik.

Aynı bağlamda, reglimde karnıma kaynar sulu pet şişeler koyan ergenin, yetişkin olunca bana, geçmişime “sikik”  demesi gayet olağandı.  “Aile” onun kelimesiydi.”

Dudak dolgusunun feminizmle kesişimselliğini arayarak, unutacağım anneleri, günlerini, X’i…

Bu arada son üç gündür soğuk duş alıyorum, iyi gerçekten, duştan sonra küpelerimi takıyorum. Kendimle mutsuz değilim. Sadece beyhude özlemle olmak mutsuz ediyor beni. Duygularımı seviyorum. İstersem dokunulurum, istemezsem dokunulmam… İstersem aşık olurum, istemezsem olmam… Kaç kere deneyimledim…

Toplumsal kabulü makbul olduğu için büyük, uzun, sürüncemeliydi. Özlemediğim yerleri yok değildi. Biz bu mahallenin ara sokaklarında değil sadece, akşamları her evin televizyonunda, dizilerdeydik. Her haberdeydik, fail – mağdur rollerini değişegiderek. Bunları hatırlattığımda kendime, böyle böyle geçecek. İnsan kendine neden sevilmediği yerleri hatırlatsın ki sevildiği yerleri varken? Her şey sevgiyle ilgili.

Dudak dolgusu bile. Teşekkürler Gülse Birsel. Teşekkürler Kalben. Teşekkürler W. Sana bile teşekkürler, sırf eskiden sevdiğin için X.

 

Q

 

foto: sedef sayman

Leave a Comment

Your email address will not be published.

Scroll to Top