BİZİM QUEER CHALLENGE’IMIZ 3: BİR TÜRKİYELİ YAZAR – CİNSEL NORMALLİĞİN KURULUŞU: OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E HETERONORMATİFLİK VE İSTİKRARSIZLIKLARI

 

ezgi sarıtaş’ın ekim 2020’de metis yayınları tarafından basılan cinsel normalliğin kuruluşu kitabı, bize osmanlı’dan cumhuriyet’e heteronormatiflik ve bunun getirdiği istikrarsızlıklara bakma olanakları açıyor.

 

kitaptan oluşturduğum tanımıyla, heteroseksizm/heteronormallik, “cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve erotik arzunun kurgusal birliğini gerektirmektedir.” “yine bunun dışındakilerin anormalleştirilmesi de bu birliği bir arada tutar ve süregelmesini sağlar…”

 

heteronormativitenin olması gereken/doğal/öz/norm ve normal olarak belletilmesi, dışına çıkanın da doğal olmadığı, özünden saptığı, özünün bozuk olduğu, anormal ve son zamanlarda da ‘terörist’ olarak anlaşılması demek oluyor.

 

heteroseksizm/heteronormativite karşıtlığını salt lubunya özgürleşme mücadelesi olarak anlamak -ki cis-heteroların böyle anlaması bu rejimin kendilerine sağladıkları avantajlar ve ayrıcalıklardan kaynaklanıyor bence- heteronormativitenin tüm kurumlarla nasıl bir bütünleşik iktidar(lar) dayattığını ve iktidar(lara) göre nasıl makbul ve ideal yaratma potansiyelini gör(e)memeye denk düşüyor.

 

makbul olmak için sadece cis-hetero olmak yetmiyor elbette ama makbulün olmazsa olmaz şartlarından biri cis-hetero olmak. (eğitim, sağlık, istihdam ve sosyal haklar sisteminin, yani tüm yasaların cis-heterolara göre kurgulandığını unutmayalım.)

 

oysa cinsellik rejimleri, heteronormatifleş(tir)me, heteroseksizm hiç te gökten zembille inmiş, ezeli ve ebedi ‘normal’ler değil.

 

kitabın sonuç bölümünde “yalnızca heteronormalliğin değil, genel olarak normalliğin gücünün büyük ölçüde sorgulamadan muaf olmasından gelmesi belki de bunu düşünmemi(zi) engelleyen … normal olmayana, sapmaya yönelik bitmek tükenmez sorgulama, adlandırma ve sınıflandırma çabası normali hep merceğin öte tarafında tutmayı başarır.” diyor ezgi.

 

üç bölümden oluşan kitapta birinci bölümde erkek homoerotizminin marjinalleşme süreci tartışılıyor. “seküler kesimlerin osmanlıların cinsel sapkınlığını ispat çabaları ve homofobik neo-osmanlıcılığın giderek güçlenen sansürcü çabaları her ikisi de fobik olan bu görüşlerin yanısıra osmanlıyı cinsel çeşitliliğin bugüne nazaran daha fazla kabul gördüğü bir hoşgörü” gibi keskin ve sorunlu çıkarımlara meyliniz varsa bu kitap size göre değil ayolcum. (ya da tam da size göre.)

 

ikinci bölümde geç osmanlı ve cumhuriyetin farklı dönemlerinde yaşamış ve yazmış aşçı ibrahim dede, dr. rıza nur ve reşad ekrem koçu’nun metinleri inceleniyor. bu öz anlatıların içeriklerinden “heteronormatifliğin tarihselleştirilmesine ihtiyaç vardır, zira onun her dönem ve coğrafyada aynı biçimde işlediğini varsayamayız” gerekliliğini daha iyi anlıyoruz. somutlaştırmak gerekirse örneğin, uluslaşma süreci ve türklük anlatısının önem kazandığı dönemde yaşayan ve yazan rıza nur’un metinlerinde “homoerotik arzu yalnızca erkekliğine değil aynı zamanda türklüğüne de halel getiren bir şey” oluyor ve “cinsel sapkınlığın türkler arasında yaygın olduğunu kabul etse de bu illetin menşeinin türklere ait olmadığını söyleyerek, yabancı kökenlerine işaret” ediyor.

 

“heteroerotizm ve arzu nesnesi kadının uyandırdığı kaygılar” isimli üçüncü bölümde dönemin edebiyat ve tıp metinlerinden hareketle bir tartışma yürütülmüş. buradaki önemli tespitlerden biri kadınsılık nefreti olarak mizojininin geç osmanlı ve erken cumhuriyet dönemlerinde heteronormatifliğin işleyişini biçimlendiren temel güçlerden biri olması

 

bu bölümde döneme ait metinler üzerinden aile, evlilik, arkadaşlığa dayalı evlilik, eski/yeni ve alaturka/alafranga tartışmaları, üreme, aşk tartışmaları yapılıyor; “hakiki romantik aşkın tanımlanmasındaki zorluk, aşkın evlilik dışı biçimlerinin gayrimeşru addedilip lanetlenmesiyle çözülmeye çalışılır”. bu konuların nasıl düzenlendiği, denetlendiği normalize edildiğine dair ipuçları veriliyor.

 

örneğin hıfz-ı sıhhat-i izdivaç kitabında ahmed said seks yapma zamanını şöyle tespit ediyor; “tercihan akşam uykusundan evvel icra edilmelidir ki o, insanı uykuya tehyie eder (hazırlar)”.

 

(yıllar sonra bi zamanların gay ikonu hande yener de bu hususta ‘her gece yatmadan önce her sabah aç karnına’ şeklinde terennüm eylemişti.)

 

askeri tıbbiye mezunu ordinaryüs profesör mazhar osman ise -ki kendisi istanbul hastanelerinin tamamının, anadolu hastanelerinin ise büyük bir kısmının asabiye ve akliye şubelerinin başındakileri yetiştiren kişi- “cumhuriyet döneminde bekarlardan vergi alınmasını öneriyor, bekar kalmayı seçenlerin ruh sağlıklarının da pek yerinde olmadığını söylüyordu. 1922 yılında meclis’ e her sağlıklı erkeğin evlenmesini zorunlu kılacak bir önerge verildi. önerge kanunlaşmadı ama daha düşük cezalar içeren yaptırımlar daha sonra kabul edildi.”

 

ezgi’nin belirttiği gibi on dokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başı osmanlı türk cinsel modernleşmesini olumsuzlamalarıyla birlikte dört bileşeni akılda tutarak okumak meseleyi daha iyi anlamamıza sebep oluyor. bu dört bileşen;

-ikili cinsiyet modeli çerçevesinde kadın ile erkeğin birbirini dışlayıcı karşıt terimler haline gel(eme)mesi

-erotik arzu nesnesi ile cinsiyet özdeşleşmesinin birbirinden ayrış(ama)maları

-evliliğin cinsiyetler arasındaki duygusal ve erotik bağları yoğunlaştırıcı, arkadaşlığa dayalı bir birlik haline gel(eme)mesi

-heterososyalleşmenin arzunun heteroluğunu güvence altına al(ama)ması

 

hetero/seksist-heteronorm tarih (resmi ya da iktidar olanın tarihi diye de okuyabiliriz) üzerinden heteroseksizmi anlamak zor ama heteroseksizmin tarihini okumak bize görünmeyenleri, gizlenenleri, anlatılmayanı görme anlama imkanları veriyor.

 

burdan heterotarihe bülent ersoy’un unutamazsın adlı eserinde dediği gibi ‘mektupları yırtıp attın diyelim, resimleri bir bir yaktın diyelim, bir mazi var olup nasıl silelim, sen beni ömrünce unutamazsın’ lubunya camiaya da ‘bize yalan söylediler, bize yalan söylediler queer tarihten bahsetmediler’ diyorum.

 

son olarak zurafa, sahaka, mahbup, muhannes, mab’ un, maşuk, aşık, saki, civelek, züppe, sevici, köçek adı ne olursa olsun müteveffa lubunyaları rahmetle ve özlemle anıyor herkesten onların ruhuna, meşrebine göre bi fatiha okumasını ya da şereflerine bi kadeh rakı, şarap kaldırmasını istirham ediyorum. ruhları şad olsun.

 

okan thedimi

 

 

 

 

 

 

Leave a Comment

Your email address will not be published.

Scroll to Top