BİR İKİLİK VE TEKLİK HİKAYESİ

İki kişi olmak

Bizi ziyarete geldiğinde halam bana bir yatak takımı getirmişti. ‘Ama şimdi değil, iki kişi olduğunda kullanacaksın,’ demişti. Lafı bile ilginç değil mi? Sanki sizin bedeninize bir başka insan daha giriyor da aynı bedende yaşıyorsunuz. Oysa ben, zaten onun kurguladığı gibi bir evlilik yaşamayacağım, belki de birlikte olduğum kişiyle aynı yatakta uyumak hatta aynı evi paylaşmak bile istemeyeceğim. Hem bakalım sarı rengi seviyor mu? Ben sevmiyorum mesela.

Nedense nihai hedefi ‘hayatları birleştirmek’ olarak kurgulanıyor birliktelikler. Yalnız kalmak pek çok yönden korkulası bir durum zaten. Ne bekarlara –saplara-, ne de bekar kalmaya tahammül yok kimsenin. Herkes ruh ikizini bulmaya programlı sanki.

Bir kez buldun mu da vay haline! Çift olmak, her şeyin üzerinde görülüyor. Bu yüzden nefes aldırmayan, sürekli bir birliktelik gerektiriyor. Beraber görünmemek, hemen soruları akla getiriyor. En iyi ihtimalle ‘Sevgilin nerde?’, daha vahim bir versiyonla ‘Hayırdır, ters giden bir durum mu var?’ Mecbur muyum her dakika beraber olmaya ya da nerede olduğunu bilmeye diyemiyor çoğu zaman insan. Birbirinin polisi olmaya davet ediyor insanı bu durum. Belki de bu yüzden telefonda ‘nasılsın’dan önce ‘nerdesin’ oluyor sorulan.

Çift olanlar, ya başka kimseye ihtiyaç duymadığını düşünüp kimseyle görüşmüyor, ya da kendileri gibi çift olanlarla görüşüyor genelde. Bu yüzden iki taraf da artık eski alışkanlıklarına, arkadaşlıklarına ya elveda demek ya da araya bir mesafe koymak ve kutsal birlikteliğini korumak zorunda kalıyor. Bir zamanlar aralarından su sızmayan arkadaşla aylarca görüşülmese de oluyor. Zaten çiftin ‘yarısı’ ile tek görüşmek bir süre sonra imkansız hale geliyor. O kişiyle istediğiniz kadar yakın olun, o yakınlığı yaşayacağınız ortamlar azaldıkça yavaş yavaş uzaklaşıyorsunuz. Geriye kalansa, bir ara önemsenen, sonra ikincilleşen, sonra daha da uzaklaşan hayatlar… İki kişi olacağız diye yaratılan mesafeler, dar alanlar, özlemler ve yalnızlıklar…

 

Tek kişi kalmak 

İki kişi olmak, yıllar önce yazılan, sonra unutulup giden ve yayınlanmayan bir yazıydı. Ama hikaye o tarihte bitmiyor, aksine yeni başlıyordu. O yüzden devamını yazmasam olmazdı. Çünkü bu yazıda bahsedilen şeylerin çoğu bizzat benim tarafımdan da tecrübe edildi.

Benim ilişkim de o dönem başlayıp sorunsuz giden çoğu ilişkiden beklendiği gibi evlilikle sonuçlanamasa bile (eşcinsel evlilik ülkemizde yasal olmadığı için), birlikte yaşama düzeyine “evrilmişti”.

Birlikteliğim resmiyete dönüşmediği için nevresimi annemin evinden almak zor olmuştu. Neyse ki halam evlenince kullanacaksın dememişti de iki kişi olunca kullanacaksın demişti. Bunun bana verdiği yetkiye dayanarak geri adım atmadım ve o üstelik de beğenmediğim nevresim takımını kullandım. 🙂

Sevgilimle aynı arkadaş ortamında olduğumuz için en azından başlarda arkadaşlık ilişkilerimde fazla bir kopukluk olmadı. Hatta “Çiftler de çok sıkıcı oluyor ya, sence biz de sıkıcı mıyız?” dediğimde “Ay evet, sıkıcısınız” diyebilen samimiyette arkadaşlarım vardı. 🙂

Ama yine de tam zamanlı iş hayatı, İstanbul’un büyüklüğü ve mesafelerin uzaklığı, yaş almak, zamansızlık, enerjisizlik ve biraz da tembellik, bizi birbirimizden uzaklaştırıyordu. Tembellik derken, gün sonunda eve döndüğünde seni sarıp sarmalayacak biri olunca, zaten o yorgunlukla dışarı çıkma motivasyonunu hepten kaybetmekten söz ediyorum. Sürecin sonunda sevgilimle aramızda şöyle bir diyalog gelişti:

 

– Aşkım, benim en iyi arkadaşım sensin.

– E benim en iyi arkadaşım da sensin zaten. Ne güzel işte!

– Hayır, bence değil.

 

Bence iyi bir durum değildi çünkü büyük bir dengesizlik hali yaratıyordu. Bu ilişkiyi kaybetmek, en iyi arkadaşımı da kaybetmek olabilirdi. Bu da almak istemediğim bir riskti. Bu süreçte yakın arkadaşlarımızdan kimini gurbet ellere, kimini maalesef kara toprağa yolculamak zorunda kalmıştık. Ortak acılarla savrula yıkıla ve dikile hayat devam ediyordu. İlişkimiz iyi gitmese de bunu ne düşünmek ne fark etmek için vakit ve enerjimiz yoktu.

 

Ama bir gün o an geldi ve ayrılma kararı aldık. Sağlıklı bir ayrılık süreci geçirsek ve arkadaşlığımızı kaybetmesek de artık en iyi arkadaşlar olamayacağımız belliydi. Beni tek başınalık hissiyle ne yapacağımı bilmediğim -ve halen de tam olarak üstesinden gelemediğim- bir süreç bekliyordu. Ben tek başıma bir şeyler yapma, yalnızlıktan zevk alma ve kendimle iyi vakit geçirme yetimi kaybetmiştim. İlkokul çağından beri evde tek kalabilen ve bundan zevk alan ben, evde yalnız kalamaz olmuştum. Sokakta yalnız yürürken çıplakmış gibi hissediyordum. Hele de hafta sonları ne kadar zordu. İnsanlar sofrada tek başına ne yiyor ne içiyor, bir işleri veya planları yoksa oturup nasıl vakit geçiriyorlardı?

 

Hepsini yeni baştan tek tek öğrenmek gerekiyordu.

 

Tek kişi kalmak, iki kişi olmaktan daha zordu.

 

Avokado

 

Photo by Luis del Río from Pexels

Leave a Comment

Your email address will not be published.

Scroll to Top